Aslında bu yazının başlığını O..... Çocuğu Gazeteci şeklinde koymak lazım... Ama okuyucuya olan saygımdan bunu yapamadım...
Yazıya böyle bir başlık atmak gerekir, çünkü gerçekten bizim basın camiası içinde mikrop bir çok insan var... Kendisi iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanan, haber yazmasını beceremeyen, ağzı bozuk mikrop gazeteci bozuntuları; bu meslek içinde işini hakkı ile yapan, haber yazmasını bilen, habercilik dalında başarısı olan ve adam gibi gerçek gazetecilik yapan biz iyi gazetecileri beğenmezler ve her fırsatta kin kusarak karalama çalışması yaparlar...
Geçmişte kendi mesleğimiz içinde yer alan bu çirkinlikleri hep yazdım, içimizdeki gazeteci bozuntularını hep eleştirdim... Bu tip mikroplar yüzünden çok sevdiğim gazetecilik mesleğinden utandığımı, Antakya'da gazeteci olmaktan utanç duyduğumu her fırsatta dile getirdim... Uzun zamandır bu konularda yazı yazmıyordum. Bu tip içimizdeki şerefsiz ve pislikleri kendi haline bırakmıştım. Sadece kendi işime bakıyor ve gazeteciliğimi yerelde ve yaygında en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum...
Bu ahlaksız gazetecileri yazmamaya kararlıydım. İsimlerini burada yazmayacağım. Çünkü bu pisliklerin adını ve resmini sitemde ve gazetemde kullanarak, yayın organlarımı kirletmek istemiyorum. Zaten bu şerefsiz köpekler kendilerini çok iyi biliyorlar.
Bu memlekette, beni, yani gazeteci Mehmet Hüseyin ZORKUN'u gördüğü zaman anasının, karısının yada kızının oynaşını görmüş gibi rahatsız olan gazeteci bozuntuları var... Haberlerde, toplantılarda ve etkinliklerde beni görünce suratı asılan, hemen sokak kadınları gibi dedikodu yapmaya başlayan, arkamdan laf atanlar, karalama çalışması yapan şerefsiz üç-beş gazeteci var.
(Aslında bu duygular karşılıklı... Bende bir habere, etkinliğe yada özellikle yemekli gecelere gittiğimde, basın masasında gördüğüm bazı sözde gazeteci bozuntusunu görünce midem bulanıyor, aynı masaya oturmamaya özen gösteriyorum. Belden aşağı sohbette sınır tanımayan, masada her türlü rezilliğe imza atan pislikleri görünce midem bulanıyor...)
1 Haziran 2011 Çarşamba günü gecesi yine aynı şeyi yaşadım...
İşletmeye zarar vermemek adına şu an burada, nerede hangi toplantı ve yemekte olduğunu yazmayacağım ama bu olay bardağı taşıran son damla oldu.
Ben uzun bir süredir çeşitli kurum ve kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının basın danışmanlığı görevini yapıyorum. Bazıları resmi bazıları ise yarı resmi... Ama sevdiğim, inandığım kişilerin olduğu, dostum diye bildiğim kişilerin ve işletme sahiplerinin yanında yer alıyor ve onlara basın adına, danışmanlık adına, tanıtım vb gibi konularda destek oluyorum.
Bu insanlar bana inanıyor, gazetecilik başarımı biliyor, işimi ne kadar sağlam ve ciddi olarak yaptığımı görüyorlar ve yaptığım işlerden firmaları yada kuruluşları adına fazlasıyla verim alıyorlar...
Yerel ve yaygın anlamda, basılı gazete ve internet sitelerinde ciddi bir gücüm var. (Tüm bunları yakında burada bir başka yazıda kaleme alacak ve mesleğimiz içindeki çakalların gözüne sokacağım...)
Sözü fazla uzatmadan;
Yeni hizmete girecek olan mükemmel bir işletmenin yarı resmi anlamda basın danışmanlığı görevini yapıyorum. Bu işletmenin sahibi sevdiğim ve değer verdiğim başarılı ve adam gibi bir işadamı... Yoğun çalışma temposu içinde, açılışa hazırlanırken benden birkaç konuda destek istedi. Bende, perde arkasında ufakta olsa destek veriyorum. Birlikte çalışma kararı aldık. Resmi bir anlaşma değil bu... Dostluğumuz ve mevcut konumlardaki iş durumumuz nedeni ile birbirimize destek ve dayanışma çalışması bu...
1 Haziran 2011 Çarşamba günü gecesi bu dostum ekibi ile birlikte basına yemekli bir tanıtım toplantısı düzenledi... Yanlış anlaşılma olmasını istemediğim için basın ile ilgili organizasyondan şimdilik uzak durdum. Sadece kendime yakın hissettiğim, gerçekten basın emekçisi olan bir iki arkadaşıma söyledim. Toplantı öncesi, işletme sahibi ile birlikte bazı telefon görüşmelerimiz ve iş takibimiz oldu. Tabi bu bazı gazeteci bozuntusunun gözünden kaçmamış ve bir şekilde orada organizasyonda yer aldığım belli oldu.
Yemeğe gelen bir çok gazeteci ile sorunum yok. Birbirimize selam atıyor, konuşuyoruz ve her zaman güzel paylaşım içindeyiz. Ama bazı birkaç şerefsiz tip var ki... Beni gördükleri zaman küplere biniyorlar... Sanki analarını, karılarını, kızlarını taciz etmiş yada tecavüz etmiş kadar ağır derecede kin duydukları birini görmüş gibi sinir oluyorlar benden... Hazmedemiyorlar... Başarımı çekemiyorlar... Kendileri tek bir basın kuruluşunda görev yaparken, hatta bazıları haber yazmasını bile bilmez iken, sürekli yayın kuruluşu değiştirirken, iki kelimeyi bir araya getiremez iken; benim gibi haber yazmasını bilen, habercilik başarısı olan, bir çok yerel ve yaygın basında yazı yazan, haberleri yayınlanan, memleketin sesini Dünya'ya duyurma başarısını gösteren ve gerçek işi ciddi habercilik olan birini gördüklerinde içlerindeki tüm pislikleri kusuyorlar...
Daha önce de çok örneklerini yaşadım... (Bunları da bu yazımın bir devamı olarak artık sık sık basılı gazetemde ve internet sitelerimde tek tek yazacağım....)
Bu yazıyı yazmamın sebebi de, 1 Haziran 2011 Çarşamba günü gecesi katıldığımız yemekli basın toplantısında benzer bir olayı yaşamamdır...
Toplantının orta yerinde masada yemeğini zıkkımlanan ve gazeteci demek için utandığım bir gazeteci bozuntusu kalktı, işletme sahibinin koluna girdi ve benle ilgili olarak içindeki pislikleri kustu...
İşletme sahibine, "Hüseyin ZORKUN ile bağlantın nedir? Neden buradaki işler ile ilgileniyor? Birliktemi çalışıyorsunuz? vb. benzer bir çok soru sormuş... Beni karalamış... Benle bu işleri yapmamalarını istemiş... Arkadaşım, dostum, değerli işadamı bu kişi de işletmenin basın danışmanı olduğumu ve daha da önemlisi dost olduğumuzu ifade etmiş ve bu rezil adamın sesini kesmiş...
Anlam veremediğim: Sana ne oluyor? Sen kimsin? Kaç paralık adamsın? Gazetecilikte yerin ve konumun ne? Bırak uzun bir haber metnini, bir paragraf yazıda bile cümle düşüklüğü olan yazı yazmasını beceremeyen, gazetesinde ajans haberi kullanan basit birisin... Orda habere yada yemeğe gelmişsin, (Aslında habere değil, sadece yemeğe gelmiş...) Yemeğini zıkkımlan, resmini çek defol git... sana ne benden... Niye benden ve benim oradaki yada benzer konumdaki görevlerimden rahatsız oluyorsun... Sana giren çıkan ne?... Batıyor muyum sana?....
Bu gazeteci bozuntusu, benle ilgili olarak bu gibi olayları daha önce de yaptı...
Rezille, pislikle, ahlaksızlarla yüz göz olmayalım dedik, sustuk bir süredir. Ama ben sustukça, geri durdukça, artık bu pislikleri yazmaya, gazete sayfalarımızı ve internet sitelerimizi kirletmeye değmez dedikçe, meydanı boş bulan soytarı köpekler bu gibi ahlaksızca girişimlerde bulunuyorlar...
Merak ediyorum: Ben bu ve bunun gibi beni sevmeyen, benle konuşmayan, bana selam atmayan, beni her fırsatta karalayan, kötüleyen, işlerimi baltalamaya çalışan, haber ve reklam kaynaklarımı kesmeye çalışan bu o.... Çocuğu gazetecilere ne yaptım?... Neden benden bu kadar nefret ediyorlar?
Analarına, karılarına, kızlarına mı tecavüz ettik ki bu derece düşman oldular, anlamadım gitti...
Keşke beni eleştiren ve işlerimi baltalamaya çalışan bu soytarılar gerçek gazeteci olsa, adam gibi adam olsa üzülmeyeceğim... 3 tanesini toplasan bir Hüseyin Zorkun etmeyecek adamlar, Hüseyin Zorkun'un habercilik başarısı yanında bir hiç olan, haber yazmasını bilmeyen, bilgi birikimi olmayan, benim gibi interneti çok iyi kullanan ve internet haberciliğinde de bir numara olan kişiyi beğenmiyorlar...
Ama artık kurtlar sahaya iniyor. Kurtların olduğu yerde çakallar barınamazmış...
Not1: Böyle bir yazı yazmak zorunda kaldığım için okuyucularımızdan özür diliyorum. Ama artık bazı şerefsizlere yeniden üç beş çift söz söyleme zamanı geldi...
Not2: Bu yazıyı şu an tamamlama saatim 01.50... Günün yorgunluğu, iş stresi, katıldığımız yemekli gecede bir çakalın ahlaksız davranışı vb... Ve sıcağı sıcağına yazılmış olması için acele ile yazılan bir yazı... Devamı gelecek... Eksik kalan yerler tamamlanacak...

