Zorunlu askerlikte ne para ne gönüllülük var; er üstlerine selam çakıp, verilen emre uyar. Medyanın askerleri ise kalemini 'çıkar' a göre ayarlar. Kendisiyle patronuna 'halel' gelmesin diye.
Tabii ki genelde ve özellikle de "Tek Adam" yönetimlerinde…
Medyadaki deformasyon ya da yozlaşma öylesine barizleşti ki; bir yerde yağlı bedeniyle meydanlarda karşısındakine el ense yaparak güreşiyor görüntüsü veren yalancı pehlivana benzedi. Hem de dikkat gerektirmeyecek boyutlarda.Yani, kalemlerle tv.ler ve gazeteler, baskı, korku ya da çıkara boyun eğmiş durumda…
Kapıcıdan patrona, yaptığı her haber ile yorumda, atacağı her adımı hesaplamak zorunda.
Aksi halde işin ucunda, maliye var; hâtta, Balyoz ve Ergenekon da!...
Hay, hay, hay
950/60'lı yıllarda ortaklık yaptığımız merhum Sebati Gönenç'le ailece görüşürdük. Evimize geldiklerinde, 6-7 yaşlarındaki Bahattin'i masanın üzerine çıkartır, ezberindeki tek şarkıyı, kızararak bozararak söyletir, birlikte güler, eğlenirdik:
Hay, hay, hay; haydi altın tay! diye başlayıp süren.
Şimdilerde bakıyorum muhalifi, muvafıkı, bağımsızı, sağcısı, solcusu, laiki ve muhafazakârıyla "bağımlı" büyük basın ya da medya, koro halinde, ister-istemez, bir ağızdan aynı nakaratı mırıldanıyor:
Hay, hay, hay; haydi altın tay! diyerek…
Çünkü karşılığında, büyüğümüzün yurt içi-dışı gezilerine refakat, iftar sofralarına davetle kamu kuruluş ve kurumlarında ek görevle taltif edilmek var! Ağzı laf yapanlara ise, TRT ekranlarında bol paralı programlar düzenletmek!
Artık ünlü, ateşin ve güçlü diye bilinen kalemler, birer birer başka renge büründüler. Kimi magazin, kimi fıkra, hikâye, anı, spor; kimileriyse siyaset dışı yazarlığa dönerek.
Deniz Feneri davasını kurcalayan savcıların görevden alınmasını duymayıp görmeyerek!..
Somali'de, "Somali'ye Türk'ün damgasını vuracağız" diyen Türk Başbakan'a, "Güçlü hükûmet ya da devletsen eğer; damgayı önce PKK'nın alnına vur!" tarzında bir çıkışı, dilinin altına sürüp gizleyerek.
Dilin özü
Yazar Yılmaz Özdil, tam sayfayı da aşan boyuttaki köşe yazısında camiadaki döneklik'e vurgu yaparken örnekler sıralıyor. Adliyenin, ordunun, özgürlüğün, sporun ne hale getirildiğinden, bir takım kepazelikle terörden dem vuruyor, ikiyüzlülüğü işaretliyordu. Lâkin, medya'nın siyasal iktidara olan yaklaşımıyla tutumunu, dolayısıyla da hay, hay'lığını teğet geçiyor gibiydi. Şu son cümlesi hariç:
"Herkes tuttuğu takım kadar kafa yorsa bu memlekete…Hiç sorun kalmayacak aslında. "
Diyorum ki; devletle ilişkisi olan holding ve grup sahipliğindeki yaygın, ulusal ya da genel basın çöktü. Nöbeti, bağımsız, yürekli, yurtsever; sayıca giderek azalan yaygın iki-üç tv. ve gazeteyle yerel medya devraldı.
Elinizdeki gazeteyle ekranınızdaki site, işte o sayısı kısıtlı yayın organlarından…
Omuz verilmelidir.
Verilecek destek, özellikle şimdiki aşamada asli ve hâtta millî görev addedilmelidir.
Biz köşe-bucak yazanları ise katkısını, karşılıksız ve beklentisiz zaten sürdürmektedir.
Baskıya, riske, belirsizliğe ve açık denizlere, yayıncılarla birlikte göğüs gererekten.
Ata'nın rehberliğinde…