Yanlışa terör, Kürtçülük (PKK) değil de "Kürt sorunu" denilerek girildi.
Terörün, illegal silahlı eylem, Kürtçülüğün ise bölücü Kürt milliyetçiliği olduğu belli. Belirsiz olan ve kalan, "Kürt sorunu"yla neyin kast olunduğudur…
PKK'nın sahneye çıkmasıyla birlikte başlatılan bu muhayyel "sorun"; onca vurgulayarak üzerine de basmama rağmen, ya kafasızlığımdan ya da somut tanımı yapılamadığından, tarafımca çeyrek yy.dır merak konusu!
Nedir yav 27 yıldır ağızlarda çiğnene gelen bu "sakız"?
Vakıfsanız, kaleminizle dilinize pelesenk edip günümüze kadar sürdürdüğünüz akıl hocalığınız icabı; muğlak, ne ifade ettiği bilinmeyen bu kapalı tabiri, herkesin anlayacağı dilde somutlaştırsanıza!
İçi bir türlü doldurulamayan, "Kürt açılımı" ya da ardından "Demokratik açılımı"a dönüştürülen dibi delik testiden farklı mı?..
Çeyrek asırdır yazılıyor, konuşuluyor; ancak çözüme ulaşılıyor ya da yaklaşılıyor mu?
Çöplüğün öteni çok olduğu için, yönetenlerle sorumlular şaşırtılıyor mu?..
Herkes sözde ermiş, her şeyi bilmiş, dinleyen var mı? Nedeni, sakalsızlıktan mı; yoksa, havanda su döven gibi akılsızlıktan mı?
El uzatma, öpme, yalvarma…
Yaygın bir halk deyimi var hani, "Kesemeyeceğin (ısıramayacağın) eli öp!" diye. 'Tavsiye üzerine' terör dağdan ovaya indi. İnmesiyle birlikte halk içine karışarak. Sivil giysiyle ve sinsice şiddeti artırarak.Günde üçü beşe varan can kaybı üzerine acze düşen Devlet (haşa hükûmetten); sanki neredeyse PKK'ya boyun eğecek!
Kamuoyu baskısı ya da korkusu olmasa, bağımsız Kürdistan dahil, her istek okeylenecek!
"Devlet, terörle bir masaya oturmaz, pazarlık yapmaz" diyegelenlerin son yetkili ve sözcüsü, Başbakan 1.Yardımcısı Bülent Arınç, üç gün önce konuştu:
"Ben yine inanıyorum ki, MİT ya da onlara yardımcı kurumlar bu örgütle, örgütün eylemlerinin sona erdirilmesi konusunda, eylemlerin sonuçsuz kalması noktasında, en azından örgütün silahlı eylem yapamaz hale gelmesi noktasında görüşmeler yapmalıdır, yapabilir. Bunların (görüşmelerin) geçici bir süreyle inkıtaya uğramış olması bundan sonra yapılmayacağı anlamına gelmez."
Siz siz ya da terör lideri olsanız sormaz mısınız: Peki; terör silahı ve eylemi bıraktı; karşılığında devlet olarak vereceğiniz, nedir?
Görüşmeye talip ve gönüllü olurken, PKK'ya hangi paketle gidilecektir?
Bir yandan ABD'nden insansız uçak, helikopter isteyecek, Kandil'i yerle bir etmeye niyetlenecek; beri yanda ise muhataplarınızla masada uzlaşıya gideceksiniz.
Hani, PKK silah bırakmadıkça Kürtlerle görüşmeyecektiniz?
Niye sürekli yalpalamakta, Kararsız Kâzım izlenimi vermektesiniz?
Var gibi yok!
Kimdir var gibi yok olan? Tabii ki muhalefet!
Dokuz yıl boyunca uyuklamakta. Afyon yutmuş ya da devekuşu misali başını toprağa gömmüş pozisyonlarda…
Ara sıra ekranlarda bir-iki saniye, gazetelerin arka sayfalarında da görülmüyor değil. Önceki gün Kılıçdaroğlu, şöyle demiş meselâ:
"Siyasi çözüme destek veririz."
Peki ama nasıl ve hangi koşulla?
Anlaşılması gayr-mümkün, klâsik, içinde öneri bulunmayan, basmakalıp bir söz.
Peki ya, ülkücülerin Türkeş'ten sonraki ebedi başbuğu Devletlû mü? Gittiği yerlerle ziyaretine gelen partililere elini uzatıp öptürmekle meşgul vaziyetlerde…
Bu meyanda ikide bir, hadi buyurun lûtfen TBMM'ne edalı çağrı yapılmakta BDP'li Kürtçü milletvekillerine. Meclis, sanılıyor ki, onların katılımıyla şerefyab olacak…
Dışarılarda değilse de Meclis'te, bölücülerle kucaklaşarak…
Böyle düşünüyor, böyle yazıyorum; lâkin ve maalesef benim de sakalım yok!