Kürtçü DTP Eşbaşkanı S. Demirtaş’ın Genelkurmay Başkanı’yla Başbakan’ı hedef alan ağır sözlerinin yanıtsız kalması düşündürmüştü beni. İçimden, yönetenleri yok ise de bu milletin bir yöneteni var ve neden susuyor, demiştim.
Konuştu Başbakan dün. Uzun, anlamlı ve doyururcasına. Bravo dedim, beğendim, hafifledim.
Dinleyemeyenler, kaçıranlar var ise, ertesi günü izlemiş, odeğerlendirmişyerdir mutlaka.
Ancak bir önemli eksiği vardı o vurgulu, güçlü ve kararlı sesin:
Başta Başbakan, bakan ve Ak Parti sözcüleri, çıkışlarına, tutumuna ve çizgisine DTP’ye PKK’nın uzantısıdır dediğine, genel kanı, eğilim ve yasalar da bu yönde olduğuna göre; uyarmalıydı özel mahkemelerle savcıları; Kılıçdaroğlu için düzenlediğiniz fezleke çabukluğunu, Demirtaş’tan, Kışanak’tan, Zana ile liderimiz Öcalan diyenlerden niye esirgiyorsunuz, diye!..
“Sırada başkaları yok ise, kafalarını çevirseler bu saydıklarımı buyur edecek bol hücre göreceklerdir Silivri’de…Lâkin “özel”in gündeminde PKK değil; PKK’yı düşman bilen subaylar, generaller, terörist Başbuğ ile yeniden Hurşit Tolon var!..
Meclis’teki terör temsilcilerinin dokunulmazlığı zırhlı ve çok katlı ki, kalkmasına kalkışılmıyor. Adaletin kolu, iktidara rakip “özel”i eleştirme cüretli, ana muhalefetin Haberal ve Balbay dışındaki Başkanı’na uzanıyor!..
Garipsedim tabii ki. Fakat bir yer de, hak vermezlik edemedim. Uludere olayında devlete karşı kol kola yürüme basiretsizliği gösteren Kılıçdaroğlu’nun, Demirtaş’ın ordunun başındakine “Sen orgeneral değil, ancak onbaşı olabilirsin. Seni de, Başbakanı da tanımıyoruz, nazarımızda zerre kadar değerin yok” şeklindeki sözlerini sindirerek karşı çıkmayışı görmezden gelinir ve bağışlanır şey miydi? Karşı çıkmak bir yana, “Devlet halkını bombaladı, katletti” diyenlerle ağız birliği etmesi de!.. Uludere olayını BTP gibi siyasal rant için kullandığından, yazık ve acıdır ki ulusal duyarlılık sınavında sınıfta kaldı…
“Kime niyet, kime kısmet” ya da “Kim kime, dum duma” özdeyişi, Demirtaş - Kılıçdaroğlu yaklaşımındaki çarpıklığa bakıldığında, diyebilirim ki, tam da yerine oturdu…
Fezleke, aslında, fezlekecilere hakaret nedeniyle düzenlendi ise de; kanımca Uludere yanlışı, ayrıca fezlekelikti…
Şöyle ya da böyle; sıra, bu kez de Kılıçdaroglu’na gelmiş durumda.
“Özel” in dikkat çeken bir uygulama ise, Baştuğ’un tutuklanmasını onaylamadığını açıkladığı gün, Org. Hurşit Tolon’un yeniden tutuklanması oldu. Yargı siyasallaştı deniliyor; bu nasıl siyasallaşma?...
Olanı biteni anlamak, kavramak; soğanla sarımsağı ayırmak mı; olası değil:
Kim kime, dum ouma…
Umudun yiğitleri
Ankara’yla İstanbul’da ortam ve ortalık karışık. Ona karşın Anadolu, adliyesi, medyası, bürokratı, polisi, siyaseti ve sosyal yaşamında şükür ki barışık. Dün sözde “ 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” idi ya; usulen kutlanıp geçiştirildi. Bendenizi bu vesileyle umutlandıran, mesajlarıyla yiğit bürokratlar oldu. Demokratik ülkelerde bu, gayet de doğal karşılanır. Fakat, yalancı demokrasilerde kahramanlıktır bu! Şayet, mahpus gazeteci sayısında rekortmen ülkeysek eğer:
“Özgür basının varlığı, her anlamda özgür, baskıdan uzak şekilde görevini yapması; demokrasinin ve kamuoyu duyarlılığının artması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Basın ve ifade özgürlüğünün korunup geliştirilmesi, demokratik toplum düzeninin en önemli gereklerinden biridir…”
M. Celalettin Lekesiz, Hatay Valisi
“Özgür ve tarafsız basın, demokrasinin vazgeçilmez yapı taşlarından biridir.”
Ali İhsan Su, İskenderun Kaymakamı
“Gece-gündüz demeden, zor şartlarda sadece gerçeklerin peşinde koşan, toplumu aydınlatma adına her türlü güçlüğe göğüs geren; idarecilere yardımcı, yaşadığı kente sevdalı; bu kentin sorunlarını çözme konusunda kendini sorumlu hisseden değerli yerel basın çalışanlarımızın…”
Kamil Yıldızkaya, İskenderun İlçe Emniyet Müdürü
“Umudun yiğitleri” kimlerdir ayrıca biliyor musunuz:
Söyleyene bu sözleri söyletenlerdir…