Ufacıktan bazı konu ve hususlara değinmek istiyorum bugün.
a) Çokça kamu kurum ve kuruluşunun elinden alınmasıyla oyuncaksız çocuğa dönüştürülen İskenderun; neyse ki, özellikle yerel basının, birlikte kararlı, ısrarlı ve sesli duruşu sonunda, Gümrük Başmüdürlüğü’nü kapkaççı siyasacılardan kurtardı.
Öyle sanıyorum ki, başarıda, kentine uykularını kaçırırcasına duyarlı ve etkin iki politikacımızın önemli ağırlığıyla rolü (!) vardı. Kim mi onlar. Arife tarif gerekmez; kuşkusuz, Belediye Başkanımız Yusuf Hamit Civelek’le Milletvekilimiz Orhan Karasayar’dır…
b) Özelleştirilen İskenderun Limanının işletme, tevsii ve modernizasyonunu üstlenen Limak Holding’in sahibi, işadamı Nihat Özdemir, limanın ülkenin en büyüğü haline getirileceğini söylemiş. Aslında İskenderun ve çevresi, bir yerlere geldi ise, dışarıdan “gelik”ler sayesinde gelebildi. Nihat Bey’in gelişiyle de, gözler ışıldamaya, umutlar yeşermeye başladı.
Hoş geldiniz Özdemir Bey ve Limak;.başarılar.
c) Hrant Dink’in öldürüldüğü günlerde Türkiye ayağa kalkmıştı. Çünkü ölüme neden olarak, ırkçı, milliyetçi ve şövenist öge öne çıkmıştı. Bendeniz de bu bağnaz zihniyete lânet okumuş, bir yazımın başlığını hatta “Hepimiz Hırant‘ız” koymuştum. Medya ve kamuoyu da hassaslaşmıştı. Ermenidir diye bir insana kıyılmamalıydı. Görüntü Türklük adına hem koca bir ayıp, hem de ilkel ve yüz kızartıcıydı.Tamiri gerekiyordu.
Hrant Dink davasıyla ilgili karar 5 yıl sonra açıklanınca, Türkiye’nin gündemi birden ve yoğun biçimlerde Hrantlaştı. Gazetelerin ilk ve orta sayfalarıyla tv. ekranlarını Hrant ve Hrantçılık kapladı. Nedeni, olayın örgütsel değil de bireysel olarak değerlendirilmesi; faturanın çok kişi yerine iki militana kesiliyor olması…
Öylelikle de, yara alan adalet vicdanları sızlattı…
Fakat bu defa bendenize kalırsa, mahkeme kararını kınamak biraz abartılıydı.
Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı ve benzeri davalar yok da salt Hırant davası varmış gibi; dikkatler ve eleştiriler Türkiye’deki adaletsizliğe çevrildi. Tutuklu iken hastalanan, ölen ve gadre uğrayan onca değerli insanımıza uygulanan cezai infazlar açıkça ortadayken; sanılır ki Hrant’ınki Türkiye’de bir ilk!
İster-istemez takılıyor aklıma: Asala’nın gazi ve şehit ettiği diplomatlarımızı anan ve hakkını arayan acaba var mıdır?..
Anladık; Ermeni de olsa insani ve ganidir Türk’ün vicdanı. Lâkin, Ermeni’nin katlettiklerine üzülen herhangi Ermeni’ye rastlanabildi mi?
Yazın, çizin, tartışın bir süre saygın Türk medyası. Çünkü masum Türk vatandaşı Hrant, ne sağcı ne de solcuydu. Konunun, AKP ile hükûmetini rahatsız edecek herhangi yanı da yok! Kullanın elinize geçirdiğiniz sakıncasız malzemeyi; ta ki, bıktırırcasına. Meydan ve caddelere dökülen ellere, üzerinde “5 yıl değil, 95 yıl da sürse bu dava bitmez!” yazılı Ermeni çağırışlı pankartlar tutuşturulmuş da olsa!
d) Son Anayasa değişikliği referandumunda bir kısım eyyamcılar, oya sunulan maddelere ilişkin değerlendirmelerini “Evet, ama yetmez!” şeklinde süslemişlerdi, hatırlarsınız. Adalet Bakanı hemşerimizin açıkladığı 3’üncü yargı paketi de, hukukçu ve muhalif çevrelerce, daha bir gerçekçi ve bilimsel gözle, aynı şekilde karşılandı.
Ancak, gördüğüm kadarıyla paket, doğrudan Bakanlığın mahsulüdür. Bilmiyorum; paketin hazırlanmasında bilim çevreleriyle muhalefetten katkı istendi mi?
e) “Tek kişilik orkestra” başlıklı yazımda, o tek kişinin, iki yıl öncesine kadar, İskenderun Şükrü Kanatlı Askeri Kışla binası karşısındaki yeşil alanda, bodur bir ağaç altında, taş üstüne oturup taş üzerine koyduğu notaları klarnetiyle seslendiren İskenderunlu gariban Nedim Hakan’ı konu edinmiştim. Göremediğimi, merak ettiğimi, bir bilen var ise bildirmesini rica etmiştim. Kimlerden mi; o yazıda da vurguladığım üzere tanıyanı “uyuşuk” hemşerilerden.
Nihayetinde uzun araştırma ve soruşturma sonunda öğrendim. Ancak, söylemeyeceğim. Tembelliğe, duyarsızlığa, ilgisizliğe, hazır lokmacılığa karşı tepki ve tavır koyuyorum…
Fiske…
Bundan böyle, yazılarımın sonuna, hece vezniyle kaleme aldığım, “Fiske” başlıklı dörtlük eklemeyi düşünüyorum. Hani serde azıcık şairlik de var ya!
Şöyle:
Havuzda şadırvanda “fiske” de olmalıdır,
Balık mutlu yüzmeli suda oynaşmalıdır,
Sevmek güzel şey dostlar, daha çok da sevilmek,
Mecnun ve Mevlâna gibi aşık olunmalıdır.