Hüsamettin TACETTİN
" Yazarın biyografisi "
Maksat din - dindarlık değil, dincilik…
07 Şubat 2012
Okunma sayısı : 397
Bazı yazılarımın başlığı “Sıra Atatürkçülük’te”, “Cumhuriyet’te”, “Başbuğ”da idi, hatırlarsınız. Milliyet yazarlarından Melih Aşık da, önceki günkü yazısının başlığını “Sıra Büyükanıt’ta” koymuştu.
Büyükanıt dosyasını açmadaki gecikmede ‘Dolmabahçe mutabakatı’nın payı olasıysa da, sonunda beklenen senaryolaşıyor işte!
Sırada şimdi ne var diyor iseniz müjdeleyeyim heman; cumhuriyetle eş-deş çağdaş her değer!..
Milliyetçi, Atatürkçü, laik, demokratik, sosyal-siyasal hukuk devleti ilkeli, evrensel nitelikli, insan hakları,bilim, irfan, açılım ve gelişmeler…
Atatürk’le devrimlerine ait ne varsa; derleyip dürme, zihinlerde baki izleri de silip süpürmeler…
Uhrevi liderlerle dünyevi liderleri aynı kefeye koyup, “Atatürk’ü Koruma kanunu” var da, “Hz. Muhammed’i Koruma Kanunu” niye yok, demeler. Hz. Muhammed’in Kuran’ın, hadislerin ve milyarlarca Müslüman’nın doğal ve kutsal korumasında bulunduğunu bilmezden gelmeler…
Bilip de bilmezden gelinen bir önemli husus ise, Atatürk’ün, kişisel değerlendirmelerin ötesinde, millî marş ve bayrak gibi, manevi değer anlamında ‘ulusal simge’ sayılmasıdır.
O’nu Kurtuluş Savaşı’yla sınırlayıp betimlemek, hiç anlamamak ya da büyüklüğünü inkâr ile sıradanlığa indirgeme niyetli sığlıktır…
Siyasal terbiye kıtlığında büyük bildiklerimiz; birbirlerine, “Sen kimsin, kim oluyorsun ki” şeklinde seslenirlerken, aynı sözü, okullarda okutulan and ile “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” için “Bunlar ayet midir ki?” diyenlere yöneltmek isterim…
Atatürk’ü eleştirmek için O’nunla aynı düzeyde olmak gerekir. Ki; makamı ne olursa olsun sıradan kişiler, Atatürk’ü ne anlar ne de kavrayabilirler…
İlkin, O’nun zamanındaki koşul ve ortam iyi bilinmelidir.
Ezanı Türkçe iken aslına, yani Arapçaya döndüren sağcı ve muhafazakâr Demokrat Parti iktidarı, ‘Atatürk’ü Koruma Kanunu’na niye gerek duymuştur? Gerici, yobaz güruhun, manevi varlığına yönelik sözlü, yazılı ve fiili saldırılarını durdurmak için. Atatürk’ü dinsizlikle suçlayan, irticaı hortlatmaya çalışan mürtecilerden korumak için.
Ah, zaman aşımını keşke 80-90 yıl gerilere itekleseler de, Atatürk’ü de Ergenekon’a dahil edebilseler!..
Dindarlık, yani ümmetçilik…
Dindarlık söylem ve faaliyetlerinin gerisinde ümmetçilik yatmakta. Dün Müslümanlık yoktu, gâvurdu da Türkiye, yeni mi hidâyete eriyor?..
Yarı ya da tam başkanlığa Meclis’le halkı alıştırırken; “Tek Adam”lığı pekiştirmek yöntem mi edinildi?
İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi, rejime biçim ve boyut aramada din devletine mi özenildi?..
İşte tam bu noktada, “Gençliğe Hitabe”yi sıklıkla okumak gerekiyor. Memleketin içinde bulunduğu hal ve ahvalle kurgulanmak istenen geleceği gözden geçirmek için.
“Ey Türk Gençliği” hitabıyla “Türk’üm doğruyum” andındaki “Türk” sözcüğünü, “ırksal” değil haşa; vatandaşlık kavramında anlamak ve algılatmak için!
“Devlet laik olur fakat, kişi olamaz” ya da “Laiklikle demokrasi bir arada uyuşamaz” diyenler Araplara laikliği önerirlerken; Diyanet aracılığıyla devleti dindarlığa yoğunlaştırmak, neyin nesidir?
Ülkenin yüzde 98’i Müslüman’dır evvel Allah! Bendeniz de o inanç ve saftakilerden biriyimdir El-Hamdülillah! Müslümanlık devlet politikası haline getirilecekse eğer; demek oluyor ki, çağdaş olma bir yana; Türkiye’ye özgü bölük-pörçük ve yalan demokrasiden de vazgeçilecektir…
Hızlı tren, görülüyor ki, laik güzergâhtan çıkarılarak şerî raya oturtuluyor. “Ey Türk Gençliği”yle, laikim diyenlerin bigâneliğiyle seyirliğinde…
FİSKE
Yaş erdi kemâle belki de geçti,
Kel olmuş kafada saç sanki meçti,
Hâlâ ülkesiyle haşır ve neşir,
Gafil ahret değil, dünyayı seçti…
H.T.